Doğu Anadolu Bölgesi Türkiye

Güneşin En Güzel Doğuşu: Nemrut Dağı Heykelleri

Bu yazımızda iki bin yıllık tarihi ve çözülememiş gizemleriyle gökyüzüne ve ölüme meydan okurmuşçasına mağrur bir edayla varlığını devam ettiren Kral Antiochos ile onun tanrıları taşlaştırdığı “Nemrut Dağı Heykelleri“nin tüm ihtişamını anlatmaya çalışacağım. Mayıs ayında üç günlük bir tatili fırsat bilerek arkadaşlarla araba kiralayıp Tunceli-Elazığ-Adıyaman-Gaziantep-Şanlıurfa ve Diyarbakır gezisi yapmaya karar verdik. Rotamızda olduğu için Adıyaman’da bulunan Nemrut Dağı’na çıkıp Kral Antiochos’un kendisi ile tanrılarını taşlaştırdığı ve bu yerde güneşin en güzel doğuşuna tanıklık etmek istedik. Nemrut Dağı hep heykelleriyle ve tarihiyle ilgimizi de çekiyordu zaten. Ancak heykelleri görmenin yanında meşhur “Nemrut Dağı güneşin doğuşu”nu da görmemek belki de elimize bir daha geçmeyecek fırsatı kaçırmak olacaktı.

Nemrut Dağı’nda güneşin doğuşuna şahit olabilmek için gece dağ yolundan tırmanmaya başladık. Ancak sonradan fark ettik ki biz “Nemrut Dağı Ören Yeri“ne çıkan en zor yolu tercih etmişiz. Bizimle birlikte birkaç araçla daha zikzaklar çizerek dağa tırmanmaya çalıştık. Bu sırada aracı kullanırken hiç aşağıya bakmaya çalıştım çünkü çok derinlerde yanan tek tük ışıklardan anlıyorduk ki binlerce metre yukarıda uçurum kenarında yolculuğumuzu gerçekleştiriyorduk.

Nemrut Dağı Ören Yeri’ne kadar (yaklaşık 2.100 metre kadarcık) araçla ulaşım sağlayabildik. Ören yerine giriş ücretli olduğundan biletlerimizi alıp biraz arabada dinlenmeye başladık.

Nemrut Dağı Güneşin Doğuşu

Saat 4-4.30 gibi “Komagene Krallığı” heykellerinin olduğu yere çıkıp güneşin doğmasını beklemeye başladık. Bu mevsimde ve gecenin bu saatinde bizlerle birlikte üç beş kişinin olacağını düşünüyorduk ki alana çıktığımızda yaklaşık 15-20 kişi kamerasını kurmuş bekliyordu. Bu sırada inanılmaz bir soğukluğun olduğunu da vurgulamak istiyorum. Üstlerimize mont dahil bulabildiğimiz her şeyi giymemize ve battaniyelere sarılmamıza rağmen titremelere engel olamıyorduk. Sanırım buraya gelen herkesin üstünde bir battaniye vardı. Bu nedenle özellikle güneşin doğuşunu seyretmeye gelenlerin (mevsim sıcak da olsa) yanlarına sağlam bir şeyler almalarını öneriyorum.

Dakikalar ilerledikçe -ki güneşin doğmasına daha çok vardı- ziyaretçi sayısında inanılmaz bir artış oldu. Alana peş peşe servis araçları gelmeye başladı. Beni en çok şaşırtan da Alman ve Japonlar olmak üzere çok sayıda turistin güneşin doğuşuna tanıklık etmeye gelmesiydi. Güneşin doğuşuna yaklaştıkça belki de büyük çoğunluğu yabancı turistlerden oluşan yüzlerce insan toplanmaya başladı. Herkes gözünü doğuya çevirmiş ve bir an önce (soğuk dayanılmaz bir noktaya ulaşmıştı) güneşin doğmasını bekliyordu. Bu sırada fotoğraflardan da anlayacağınız gibi doğuda gökyüzünde müthiş bir kızıllık oluşmuş ve hava o tarafta aydınlanmış ancak güneş henüz ortada yoktu.

Kızıllığın artmasıyla birlikte hem görüntünün güzelliği hem de bizim heyecanımız artıyordu. En sonda birden güneşin doğudaki dağların üstüne zıpladığına tanık olduk. Saatlerce soğuğa maruz kalmış bedenimiz bu muhteşem şov karşısında birden ısınıverdi. Güneşin doğuşuna herkesin verdiği; MUHTEŞEM, MUHTEŞEM…

Bu doğa harikasının karşısında büyülenmişken dikkatimi çeken bir diğer şey ise güneşin doğmasını oradaki yüzlerce kişinin aynı anda alkışlamaya başlamış olmasıydı. Gerçekten de güneşin bu muhteşem şovunu alkışlamamak ve ağzımız açık seyretmemek mümkün değildi.

Nemrut Dağı Heykelleri

Güneşin doğuşuyla birlikte artık gözümüze “Nemrut Dağı Heykelleri” çarpmaya başlamıştı. Özellikle bu harika yapıların binlerce sene öncesinde insanlar tarafından hangi amaçlarla ve ne zorluklarla yapıldığını düşünmek hayranlığımızı arttırıyordu. 

Bugüne kadar hep fotoğraflarda gördüğümüz belki de on metre boylarındaki tanrı heykelleri ve onların önünde duran yaklaşık bir insan boyundaki baş figür heykelleri. Komagene Krallığına ait bu muhteşem tarihi yapıların karşısında büyülenmemek mümkün değil. İnsan tam da burada şunu düşünüyor: “Binlerce metre yukarıda bugün bile ulaşılması oldukça güç olan bu yere bu heykelleri kim niye diker ki?”

Nemrut Dağı’nda iki farklı heykel bulunur: Tümülüslerin önünde bulunan yaklaşık 10 metre büyüklüğündeki tanrı heykelleri ile yine tanrıları ve kralı simgeleyen heykel başlarıdır. Kral Antiochos kendi soyunun hem Yunanlara hem de Perslere dayandığını düşündüğünden Yunan ve Pers tanrılarının heykellerini yaptırmıştır. Bu heykellerin yanına da ölümsüzlüğe ulaşmak için kendi heykelini ekletmiştir. Böylelikle Kral Antiochos, sonsuza kadar Pers tanrılarıyla doğuya, Yunan tanrılarıyla da batıya bakacaktır.

Heykellerden ve Kral Antiochos’tan biraz bahsetmişken “Kommagene Krallığı”nı anlatmasam olmazdı. Bu nedenle sizlere biraz da bu Kommagene medeniyetinden bahsetmek istiyorum.

Kommagene Krallığı : Sonsuzluğa Kavuşan Kral Antiochos

Kommagene Krallığı, Dicle ve Fırat nehirleri arasında M.Ö. yaklaşık 250 yıl yaşamış bir medeniyettir. Bugün bu medeniyetten kalan tabletler, mezarlar ve heykeller Adıyaman ilinde bulunmaktadır. Roma devletiyle yapılan uzun barış sırasına ticaretten elde edilen gelirle Kral Antiochos, kendisine sonsuzluğu getirecek olan anıtları ve dini tabletleri yaptırır. Yaklaşık iki bin yıldır ölüm uykusuna bürünen krallık Nemrut Dağı heykelleriyle tekrar ölüm uykusundan uyanır.

Dünyanın sekizinci harikası olarak bilinen Nemrut Dağı heykelleri 19. yüzyılın sonlarına doğru Batılı bilim adamlarının dikkatini çeker. Bölgeye araştırma ekipleri gönderilir ve bu heykellerin bir anıt mezara ait olduğu ve üstündeki kitabelerin Grekçe yazıldığı keşfedilir. Kitabeler ve sonrasında yapılan araştırmalar neticesinde bu anıt mezarı yaptıran medeniyet olan “Kommagene”, hemen milattan önce yaşamış bir krallık olduğu tespit edilir.. Anıt mezardaki kitabelerde konuşan ise Kral Antiochos’tur. Kral Antiochos, kendi soyunun hem Yunan hem de Perslere dayandığını düşünür ve bu anıt mezarı hem batıya hem de doğuya bakacak şekilde yaptırır. İki güçlü medeniyetin soyundan gelen Antiochos, Yunan ve Pers tanrıları ile kendi heykelini hem batı hem de doğu yönüne bakacak şekilde yerleştirerek hem iki medeniyeti selamlar hem de güneşin doğuşu ve batışına hakim olduğunu belirterek bir güç gösterisi yapar.

Arkeologlar bu mezarda araştırma yaptırdıklarında böylesine ulaşımın güç olduğu yerde bu koca heykel ve anıtın yapılma mantığını anlayamamışlardır. Çünkü bu zirveye ulaşım çok zordur. En yakın su kaynakları yürüyerek 3 saat uzaklıktadır. Dağın zirvesinde kalmak rüzgardan, fırtınadan ve sıcak-soğuk arasındaki hızlı değişimden dolayı neredeyse imkansızdır. Bu sebeplerden dolayı bu anıtı ancak bir megolaman bir kralın yaptırdığına inanmışlardır.

Hem doğuya hem de batıya bakan heykellerin arasında ise dünyanın en büyük tümülüsü bulunmaktadır. Arkeologlara göre bu tümülüsün içinde Kral Antiochos’un mezar odası yer almaktadır. Ancak şu anda tümülüsü kazmanın ve mezar odasına ulaşmanın bir yolu bulunmamaktadır. Bu nedenle Antiochos’un mezar odası bir gizem olarak kalmaya uzun bir süre devam edecek gibi duruyor.

Nemrut Dağı Nerede? Nemrut Dağı’na Nasıl Gidilir?

Bu yazımızdan sonra “Nemrut Dağı Nerede?”, “Nemrut Dağı’na Nasıl Gidilir?” şeklinde sorular soracağınızdan neredeyse eminiz 🙂 Bu nedenle bu muhteşem doğa ve tarihi güzelliğe kolay yollardan ulaşabileceğiniz tavsiyelerimiz şu şekilde:

Kommagene Krallığı’na ait olan bu anıt mezar ve heykeller Adıyaman sınırları içinde yer alan Nemrut Dağı’nda yer almaktadır. Nemrut Dağı’na gitmek için öncelikle Adıyaman’ın Kahta ilçesine gelmek gerekiyor. Kahta’dan yaklaşık 40 km yol giderek Nemrut Dağı’na gidebilirsiniz.

Kahta ile Adıyaman merkez arası ise yaklaşık olarak 35 Km’dir. Kahta’ya Malatya, Şanlıurfa ve Gaziantep havaalanlarını kullanarak ortalama 2 il 3 saat arasında ulaşmanız mümkün.

Nemrut Dağı’na iki güzergah üzerinden ulaşım sağlanmaktadır. Malatya Pütürge üzerinden Nemrut Dağı’na ulaşım sağlanabilmekte ancak yazımızın başında da belirttiğimiz gibi biz o yoldan biraz zorlanarak biraz da korkarak gittik 🙂

Bu nedenle size tavsiyemiz daha kolay bir güzergah olan Kahta üzerinden ulaşım sağlamanızdır.

Yorum yap